25 Mayıs 2016 Çarşamba

ANTHONY BURGESS - OTOMATİK PORTAKAL / KİTAP YORUMU

ARKA KAPAK:

Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum... 
... 
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm... 
-Anthony Burges 

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi... Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler... Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu "nadsat"ı. 


YORUMUM:

Edebiyatın rahatsız edici ve karanlık distopyalarının başını çeken bir kitap olan ‘’Otomatik Portakal’’ beni cidden çok etkiledi. Hem yazarın vermeye çalıştığı ana fikir hem de bu fikri verirken kullandığı üslup çok ‘’dehşet’’. Konusundan bahsedecek olursak. Alex;  George, Pete ve Aptalof’dan oluşan çetenin lideri konumunda. Bu çetenin yaptığı işler nefret, şiddet, cinsel saldırı dolu ve geceleri halkın korkulu rüyası. 15 yaş civarında olan bu çocuklar gündüzleri gayet düzgün bir şekilde okula gidiyor fakat geceleri terör estiriyorlar. Kendi aralarında onlara özgü bir argo dili yaratmışlardır ve sigaraya ‘’kanser’’, görmeye ‘’ dikizlemek’’, göğüse ‘’ göğüm ‘’ gibi adlar takmışlardır. Alex, Beethoven’ı resmen ilahlaştırmıştır (bu konuda onunla aynı fikirdeyim :D) ve tam bir klasik müzik hayranıdır. Alex için klasik müzik onu şiddete hazırlar ve kitapta dediği gibi müzik onu bıçağın ucu gibi keskin ve kıyıcı yapar. Alex, çete içindeki sorunlar ve biraz da talihsizlik nedeniyle hapishaneye girer. Cezaevinden çıkmak için binbir yol arayan Alex’e en sonunda luduvico yöntemiyle iyileştirip cezaevinden çıkarılmasını talep ederler. Alex çıkmak için yaşadığı o korkunç şeylerden sonra görünürde cidden iyi bir insan olmuştur, ama zorunluluktan. Herhangi bir kötü şey düşününce hastalanmaya başlar ve Alex en sonunda dayanamayarak kendini pencereden atar. Alex’in içindeki şiddet asla ölmemişti. Bu pencereden atlama olayından sağ kurtulur ve şansına ludivico tedavisi etkisini kaybeder, bundan sonra ise Alex yeni bir çete kurar ve faaliyetlerine devam eder ta ki fikren olgunlaşmaya ve çocukluktan uzaklaşana kadar - ki bu da çok uzun sürmez.-

Seçme sahibi olmayan bir kişi kendi benliğini kaybeder. Eğer bir insan iyiyi seçmek isterse iyidir, kötüyü seçmek isterse kötü. Kötüyü seçmek isteyen bir insana iyiyi dayatmak, zorunlu kılmak, onu bir makineye çevirmek yani onu bir otomatik portakala çevirmek o kişi iyi yapmaz, o kişinin içindeki kötülüğü gidermez sadece seçme şansını elinden alır. ‘’İyi olmak mı önemli, iyi olmayı seçebilmek mi?"







Bence 5 üzerinden 5lik bir kitaptı, şiddetle tavsiye ediyorum.