21 Haziran 2017 Çarşamba

JANE AUSTEN - GURUR VE ÖNYARGI ( AŞK VE GURUR ) / KİTAP YORUMU





YORUMUM:


Tüm gece uykusuz kalıp bitirdiğim kitaptan sonra saat sabahın dördünde yazdığım ama ancak şimdi yayınlayabildiğim bir yorum olacak. Evet bu hafta biraz Jane Austen'e takmış durumdayım ve yazdığı tüm romanları da okumak niyetindeyim.



Konusundan kısa ve öz olarak bahsedersek adından da biraz anlaşılacağı üzere: Dışarıdan çok gururlu, kibirli ve başlarını küçümseyen biri gibi gözüken ve baya bir servet ve mülk sahibi Mr. Darcy ile 5 kız kardeşten oluşan durumları çok iyi olmayan bir ailedeki en büyük ikinci kız olan ve Mr. Darcy hakkında ön yargılı ve peşin hükümlü davranıp onun karakterini çok yanlış yorumlayan Miss Elizabeth Bennet'ın ( namıdeğer Lizzy ) ilk olarak birbirlerinden nefret etmekle başlayan tanışıklıklarının en sonunda büyük bir aşka dönüşmesi. Büyük aşklar nefretle başlar durumu yani,  ne kadar klişe görünse de Jane Austen'in anlatımıyla en klişe konular bile ilgi çekici oluyor kanımca. Ayrıca Mr. Darcy'i o kadar sevdim ki en sevdiğim karakterler listemde baş sıralarda yerini alacağı kesin.


Öncelikle bu kitabı bir önceki okuduğum Jane Austen kitabı olan Akıl ve Tutkuyla kıyaslamak istiyorum. Gurur ve Önyargıyı, Akıl ve Tutkuya kıyasla kat kat daha beğendim, hem karakterler açısından hem olayların daha heyecanlı işleyişi hem de anlatımın o kitaba nispeten daha anlaşılır olduğu için. Akıl ve Tutku'da en önemli olayların son 5 sayfaya ve birkaç satıra sığdırılmalarına gayet sinir olduğumu önceki yorumumda yazmıştım ama en azından bu kitapta son 30 sayfayı gayet önemli noktalara ayrıntılı olarak ayırmış Jane Austen, bu sayfaları mutluluktan yerimde zıplayarak ve müthiş bir heyecanla okudum.



                                                                                                  

Kitabı okurken Elizabeth'in annesinden ve Jane dışındaki diğer kardeşlerinden o kadar nefret ettim kikarşımda olsalar tokadı basacak kıvama geldiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Annesinin ve kardeşlerinin o bayağılığı, iticiliği ve aşırı cahilliklerinden gelen cesaretlerinin eseri olan saçma salak sözleri okurken kendimi zor  zaptediyordum. Ama Elizabeth'in babasının alaycı ve ironik konuşmaları ve ailesindeki tüm salaklara karşı olan açık sözlülüğünü okumak cidden çok keyif vericiydi.


Bu kitapta bazı yerler oldu ki nefesimi tutarak okudum, bazı yerlerde ağzım bir karış açıldı bazı yerlerde ise o kadar sevinip heyecanlandım ki kitabı kapatıp odada şöyle bir dolanmadan kendime gelemedim. Kitabı okurken elimde olmadan ah keşke o yıllarda yaşasaydım demekten kendimi alamadım. Evet dönem şartları gayet zor, kadınların varlıklı bir eş bulma derdi, meşakkatli miras işleri falan... Fakat Jane Austen o kadar tatlı diyaloglar yazıyor ki elbisenizi ve tüylü şapkanızı giyip biriyle öyle konuşmak isteyesiniz geliyor.

Neyse velhasılıkelam, bu kitapta işler çok heyecanlı ve yürek hoplatarak gelişiyordu, bir dakika bile sıkıldığımı söyleyemem.  Kitabı ne kadar methetsem de yine az gelecek gibi hissediyorum, okumayanlara da bir koşu gidip almalarını tavsiye ediyorum.






JANE AUSTEN - AKIL VE TUTKU / KİTAP YORUMU





YORUMUM:



Jane Austen'in yayınlanan ilk romanıymış, benim de Jane Austen'in okuduğum ilk romanı oldu. Kitapta çok merak ve heyecan uyandıracak unsurlar pek yoktu ve durumlar biraz durgun bir şekilde ilerliyordu fakat nedeni anlaşılmaz bir şekilde kendini okutturmaya da devam ediyordu, 2-3 günde bitirdim.



Konusundan kısaca bahsedecek olursak: Elinor ve Marianne adlı iki kız kardeşin başından geçen olaylar ön plana alınmış. Elinor sağduyulu, zeki, duyguları yerine aklıyla hareket eden bir kız, olaylar karşısında ekstrem tepkiler vermiyor ve her zaman usulüne uygun davranmaya çalışıyor. Marianne ise tam tersi olarak ne kadar zeki olsa da hislerini çok yoğun olarak yaşayan ve derin tutkuları olan bir kız. Bir şey hissetti mi dibine kadar yaşıyor ve gözü başka hiçbir şeyi görmüyor. Bu yüzden o zamanlardaki görgü kurallarını da pek kafasına taktığı yok. Romanın ismi de buradan geliyor zaten - Akıl ve Tutku.

"Para sadece mutluluk verecek başka bir şey olmadığı zaman mutluluk verebilir. Yeterli gelirin ötesinde insanın ruhu söz konusu olunca hiçbir şey gerçek tatmin veremez,,

İki kardeşin de başından genel olarak benzer olaylar geçiyor, ikisi de sevdikleri adamlar tarafından bir şekilde ihanete uğruyorlar fakat bu ihanetle baş etme şekilleri haliyle çok farklı oluyor. Biri bu ihaneti tüm ailesinden onları üzmemek için saklarken ve duygularını dışarıya açıkça ifade etmezken, diğeri haftalarca ağlamaktan kendini mahvediyor ve hatta en sonunda ateş yüzünden yatağa düşerek neredeyse ölümle burun buruna geliyor.

''Mantığının eleştirdiğini, merhametinin savunmasına izin verme,,

Öncelikle kitapta Jane Austen öyle ilişkiler kurmuş ki devrelerim yandı, daha doğrusu o zamanlarda genelde evlilikler para baz alınarak yapıldığı için Jane Austen'in de pek bir suçu yok. Biri biriyle evlenecekken son anda evleneceği kişinin kardeşiyle evleniyor falan, bir de bunlar aşırı değişik karşılanmıyor.


Bazı cümleler o kadar uzun ve karmaşıktı ki, anlamam için bir iki kere okumam gerekti ama genel olarak bence çok ağır bir anlatımı yoktu. Jane Austen genelde kitaplarının en sonunda mutlaka karakterleri evlendirip mutlu bir son bırakır, bu kitapta da normal olarak bunu yapmış fakat beni en çok üzen kitabın sonunda evlenmesini hiç mi hiç istemediğim kişilerin evlenmesi oldu. Bir de kitapta genel olarak hiçbir önemi bile olmayan olayları sayfalarca anlatırken bence en önemli olay olan kızlarının evlilik süreçlerini ve onlara evlenme teklifi edildiği anları, neredeyse anlatmadan geçmiş ve kitabın son 5 sayfasını bu olaylara ayırmış. O olayları okumayı daha çok isterdim.

Bence güzel, tatlı bir romandı, evlenen kişileri hiç sevmediğim için ve birkaç karaktere aşırı gıcık olduğum için elimde olmadan kitabın sonunda neredeyse saçlarımı yolacaktım. 1 puanı birazcık sıkıcı olmasına ve dediğim gibi karakterlerden kırdım sanırım. Siz yine de okuyun aşırı şiddetli olmasa da yine de tavsiye edilir.




15 Haziran 2017 Perşembe

WULF DORN - OYUNBAZ / KİTAP YORUMU


ARKA KAPAK:

Psikiyatr Jan Forstner bir gün beklenmedik bir anda, kimden geldiği belli olmaya güller alır. İlk başta gülleri, kitabını okuyan bir hayranından geldiğini düşünen Jan bir süre sonra kasabadaki korkunç cinayetler ile evinin kapısına bırakılan imzasız mektuplar ve hediyeler arasında bir bağlantı kurar. Ona sırılsıklam aşık olduğunu itiraf eden, hiç tanımadığı bir kadından telefon aldığında da her an takip edildiğinin farkına varır. En kötüsü bu kadını durdurmanın hiçbir yolu yoktur...

                           oyunbaz wulf dorn ile ilgili görsel sonucu

YORUMUM:

Nedense kendimi bu kitabın aşırı sıkıcı olduğuna ön yargılı bir şekilde inandırıp kitabı okumayı bir yıldır beklettim. Kitabı sonunda bitirdiğimde ise ne kadar yanıldığımı anladım. Öyle aşırı gerim gerim gerilmiyorsunuz ve korkmuyorsunuz okurken ama her bölümün bitişiyle biraz daha meraklanıyor kitabı elinizden bırakamıyorsunuz. Belki kitaba gecenin bir yarısı başlamak yerine daha makul saatlerde başlasaydım 2 gün yerine 1 günde de rahatlıkla bitirebilirdim.

                         '' Öncesinde ne kadar mutlu olduysan, kaybettiğinde o ölçüde canın yanar,,

Kitap kendini Jana diye tanıtan bir kadının Jan Forstner'a olan hastalıklı ve saplantılı aşkını konu alıyor. Kadın kendi hayal dünyasında yaşadığı olayları gerçek sanıyor bu yüzden Jan'ı da kendi kahramanı olarak görüyor. Bu aşkı yüzünden önüne çıkan her kişiyi de defetmekten kaçınmıyor.

       ''Sevgi tuhaf bir şey. Ancak kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında uğrunda savaşmaya başlıyorsun,,

Kitabı okurken tüm karakterleri analiz edip, Jan'a saplantılı psikopat kadının kim olduğunu bulmak için adeta her an tetikte oldum. Ama kitabın sonlarında o kadının kim olduğu açıklanınca ağzım bir karış açık kaldı. Kadının kim olduğuyla ilgili tüm tahminlerim ancak bu kadar yanlış çıkabilirdi. Tam kitabı okurken sıkılmaya başladım ki olaylar birden 180 derece döndü ve neye uğradığımı şaşırdım diyebilirim. En sevdiğim kısım da kitabın sonları oldu. Son 80 sayfayı nasıl okuduğumu hala hatırlamıyorum, bir solukta bitti.
 
               '' Sen şeytana pabucu ters giydirmeye çalışıyorsun ama o delinin pabucuna senin aklın ermez,,

Kendini Jana diye tanıtan kadından  belki de nefret etmem gerekirdi onca kişiye yaptıkları yüzünden fakat geçmişinde yaşadıklarını okuyunca ufaktan bir sempati duymaya başladım. Jan'ın sevgilisi Carla'dan da kızın hiçbir günahı olmamasına rağmen nefret ettim. Kısaca sevmemem gereken karakterleri sevip, sevmem gerekenleri sevmedim denebilir sanırım.

                '' Çocukluğumuzda duyduğumuz bazı şeyler bir daha silinmemek üzere hafızamıza kazınır,,




                                  Wulf Dorn'un bu güzel eseri karşısında şapka çıkartıyor, 5 puanı veriyorum.