Kaç aydır ismini duyduğum, alacaklarım listesine yazıp da bir türlü alamadığım bir kitaptı. Her tarafta kitabın ne kadar kaliteli ve harika olduğuyla ilgili yorumlar okuyordum ve hiç de haksız değillermiş, gerek konusu gerek verdiği mesajla mükemmel bir distopya kitabıydı.

Kitapta , özgürlüğü, geçmişi, geleceği yok sayan baskıcı bir iktidar var. Tele-ekranlar, düşünce polisleri, casus adlı örgütün üyeleri ve kendi küçük çocuklarınız dahil hepsi sizi izliyor, partiye karşı olan küçük bir itaatsiz tavrınızı bulmak için kılı kırk yarıyorlar. Büyük Biraderin gözü üzerinizde. Aşık olamıyorsunuz, aile bağlarınız zaten neredeyse yok, günlük tutmak bile sakıncalı! Winston da bu ülkede sıradan bir memur. Her gün kalkıyor, tele-ekranda gösterilen egzersizleri yapıyor ve geçmişi değiştirmek için ofisine gidiyor. Hükümet kendi söylediklerinin doğru olması için geçmişteki kayıtları siliyor, çarpıtıyor ve yeni biçimlerini sunuyorlar, Winston da ofisinde her gün eski kayıtları düzenleyip bugüne uygun hale getiriyor. Partinin eskiden söylediği yanlış bir kelime veya cümle varsa hemen düzenleniyor ve yeni biçimi kayıtlara geçiyor, bazı zamanlar ise insanlar birden bire ortadan kayboluveriyor. Onlara yokkişi deniyor.Kayıtlara göre geçmişte asla olmadılar ve gelecekte ise asla olmayacaklar.
"Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar."
Ülkede düşünce polisleri gizlice etrafta geziyor. Ansızın gece geliyorlar ve sizi götürüyorlar. Partiye karşı küçücük bir olumsuz fikriniz bile varsa artık ölüsünüz demektir.Ülkede Yenisöylem dedikleri yeni bir dil geliştirmişler. Bu yeni dilde çiftdüşün diye bir kavram var. Birbirleriyle ne kadar çelişirse çelişsin halka söyleneni olduğu gibi kabul etmeleri için ortaya konulan bir kavram. Faşizmi temel alan yasaları ve demokrasiyi aynı ayna savunabilmek gibi, partinin hem demokratik olduğuna hem de demokrasinin aslında olmadığını savunabilmek gibi.Ayrıca her geçen yıl bu dilin kelime dağarcığı daralıyor ve bunu yapmaktaki amaçları da düşünce suçunu engellemek. Çünkü düşündüklerinin sözlü olarak bir karşılığı olamayacak ve sonunda düşünce suçu ortadan kalkacak. Aslında sonunda düşünce ortadan kalkacak ve insanların zihinlerini daha kolay yönetebilen bir iktidar çıkacak. Winston azar azar da olsa sorgulamaya başlıyor, günlüğüne " Özgürlük iki kere iki dört eder diyebilmektir" yazıyor ayrıca Büyük Biradere hakaretlerde bulunuyor. Ve her düşünce suçu işleyen insan gibi kendini artık ölü bir insan olarak görüyor ve yakalanacağını adı gibi biliyor.
'Düşünce suçu, ölüme yol açmaz. Düşünce suçu ölümün kendisidir zaten’

Winston kendisi gibi bir kızla(Julia) tanıştıktan bir süre sonra kendi gizli mekanlarında iken düşünce polisi tarafından yakalanıyorlar. Yakalanmadan önce birbirlerine asla ihanet etmeyeceklerini ve sevmeyi bırakmayacaklarına dair söz veriyorlar. Winston'un nedeni bilinmez hayranlıkla baktığı ve onu kurtarıcısı olarak gördüğü Obrien bir düşünce polisi çıkıyor ve Winston'u sorgulayıp işkence ediyor. Winston partinin dayattığı gerçeklerin doğru olmadığını biliyor, gerçek geçmişi de biliyor ama asla ispat edemiyor çünkü tek kaynağı kendi belleği.Ama Parti tüm bellekleri denetim altına alıyor. Sevgi Bakanlığındaki hücresinde bir sürü işkenceye maruz kalan Winston'un düşünceleri değişmeye başlıyor. İki kere iki beştir diyor, eğer Parti isterse iki kere iki üç de olabilir. Ve sonunda dayanamayıp Julia'ya ihanet ediyor. Yapılan işkence sırasında kendisine değil Julia'ya yapmalarını haykırıp duruyor. Tüm bu işlemlerden sonra belki de sadece birkaç yıllığına serbest bırakılıyor ama artık tüm kalbiyle Büyük Birader'e hayranlık duyup onu çok seven birine dönüşüyor.
Kesinlikle bir an önce okuyun, siz de benim gibi erteleyip durmayın ve herkese de önerin diyorum ve 5 yıldız veriyorum.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder