YORUMUM:
"Ana" romanı, bana çok şey katan şu ana kadar okuduğum en güzel kitaplardan biriydi.
Halkın - işçilerin - zenginler tarafından kurulmuş sistemin çarkları arasında ezilip paraya çevrildiğini, emeklerinin umarsızca harcandığını, toplumda bir kısım her zaman buyruk verip hükmederken, diğer kısmın da her zaman çalışmaya tutsak bırakılmasını , halktan sömürdükleri gücü tekrar halkın üzerinde uygulayıp onları ezerek, içinden çıkılamaz bir kısır döngü yaratan hükümete karşı yapılan direnişi anlatan ve bu adaletsiz düzene karşı kendini bilinçlendiren insanların arasında bulunup bir lider görevi gören Pavel'in anasının ( Pelageya) , gelenekçi klasik bir işçi karısından, devrimci ve farkındalığı yüksek birine dönüşümünü anlatıyor.
Uyan, artık uykudan uyan, uyan esirler dünyası !
Her gün kocası tarafından dövülen, çarına ve dinine çok bağlı olan Pelageya, oğlunun liderlik ettiği grubun fikirlerini dinleyince gerçeği öğrenmeye başlıyor. Kitabı okurken sanki biz de Pelageya gibi cehaletimiz ve suskunluğumuzdan kurtuluyor bu iğrenç düzenin gün be gün daha da farkında oluyoruz. Ana, öyle değişiyor ki o ezik kadın yerine, oğlunun hapse kutsal bir amaç uğruna girmesinden dolayı gurur duyan, gizli bildiri ve gazeteleri el altından dağıtan hatta yeri gelince bu 'gerçeği' tüm yalınlığıyla insanlara korkusuzca anlatıp yayan, hatta bu saf gerçek uğruna kendi yaşamını dahi feda edebilen bir kadın oluyor.
"Hazreti İsa uğruna ölenler bulunmasaydı eğer; Hazreti İsa olmazdı! "
Sonuç olarak kitabı çok ama çok sevdim. Pavel'ın konuşmalarını okuyunca acayip gaza geliyor, inanılmaz bir duygu yüklenmesi yaşıyordum. Yeri geldi çok üzüldüm, yeri geldi Ana'yla beraber çocukları gibi gördüğü yoldaşlarla gurur duydum. Rus yazarları da çok seviyorum doğrusu. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder