31 Ağustos 2018 Cuma

CANAN TAN - HASRET / KİTAP YORUMU

YORUMUM:

Uzun zamandır bana bu kadar dokunan bir roman okumamıştım, ne kadar gözyaşı döktüm bilmiyorum... Muhacir, mübadele.. bu kavramlar bambaşka bir hal aldı benim için. Birbirinden ayrılmak zorunda kalan dostlar, sevgililer, bunca yıldır beraber yaşayıp aynı dili konuşan aynı sevinç ve üzüntüleri yaşayan tek farklılıkları inandıkları din olan insanların birbirinden koparılma hikayesini okumak çok ağırdı. 

" 'Gideceksiniz!' demişti birileri.
Ama 'Gelin!' diyen olmamıştı. "  

Kitap Tacettin ve Patricia'nın kimse tarafından onaylanmayan aşkıyla başlıyor. Tacettin ne yaparsa yapsın ailesine Patricia'yla evlenmek istemesini onaylatamıyor ama o yine de kimseyi dinlemeyip bu beraberliği sürdürüyor. Patricia'nın hamile kalıp bir oğlan çocuğu doğurmasının ardından bile Tacettin'in ailesi yumuşamıyor bir de bunların üstüne başlarına mübadele belası çıkınca birbirlerinden zorla ayrılmak zorunda kalan aşıklar tüm hayatları boyunca birbirleriyle geçirdikleri zamanların anılarına tutunarak yaşamlarına devam etmeye çalışıyorlar. Bu aşkın dışında Tacettin'in en yakın dostları olan Aris ile Artin de gitmiş bunun üzerini oğlundan, sevgilisine, dostlarına her şeyini kaybetmiş Tacettin Keskin'de bir başına, darmadağınık bir halde her gece Patricia ve oğlu Ali'yle gitmeden önce çekildikleri fotoğraflara bakarak yaşama tutunmaya çalışıyor. 



“Doğduğumuz, büyüdüğümüz, bin bir sevinç ve üzüntüyle yoğrularak üzerinde yaşadığımız memleketimizden koparılıp, bilmediğimiz diyarlara göçüyoruz. Ve o diyarların adına vatan diyoruz. Köklerinden sökülmüş ağaçların başka topraklarda kök vermesi kolay mı?” 

Beni Tacettin'in yaşadıklarından çok, mübadeleyle Anadolu'daki evlerinden, işlerinden, düzenlerinden koparılan ve savaştan dolayı bir zamanlar gülüp eğlendikleri insanlar tarafından artık istenmeyip hatta hakaretlere uğrayan Rumların yaşadıkları daha hüzünlü geldi. Bir de bunun üstüne yolculuk sırasında çektikleri, vatanları dedikleri Yunanistan'a da ulaştıklarından sonra oradakilerin de onları Türkçe konuştukları için, Türklerle yaşadıkları için hoş karşılamaması ama her şeye rağmen hayatlarına devam etmeye çalışmaları bence Tacettin'in yaşadıklarından bin kat daha ağırdı.

" ... hiçbir şey unutulmaz Tacettin Bey. Ama insan hayatı, aldığının yerine yenilerini koyabilecek zenginliğe sahiptir. "

 Bu kitapta yaşananların gerçekte de olduğunu bilmek insanı daha da bir düşündürüyor, herkesin okuması gereken çok güzel ve acıklı bir roman. 







30 Ağustos 2018 Perşembe

SLYVIA PLATH - SIRÇA FANUS / KİTAP YORUMU


YORUMUM:  

Biraz depresif olduğum bir dönemdeyken  okuduğum bir kitap oldu. Hatta her şeyden o kadar bıkmıştım ki haftalardır kitap bile okumuyordum, bir kitabı bitirmeye sabrım yetmiyordu. Bu kitabı da hakkında hiçbir bilgim olmadan kütüphanemden öylesine alıp okumaya başladım. Açıkçası iyi mi ettim kötü mü ettim tam emin değilim.

Sanırım iyi bir şiir insanların yüz tanesinin toplamından çok daha uzun yaşar.

Aslında kitapta bir parça o zamanlardaki kendimi de bulduğumdan bir nebze iyi geldi diyebiliriz. İçim daralıyor ben de kendimi aynı ana karakterimiz Esther Greenwood gibi sırça bir fanusun içinde kapana kısılmış hissediyordum. Hayatıyla ne yapacağını bilemedikten ve kariyer planları arasında boğulurken yemek yiyemez ve uyku uyuyamaz hale gelir Esther ve böylece ardı arkası kesilmeyen psikiyatri klinikleri ve intihar girişimleri başlar. Esther kitabın sonunda kadar tedavi görür ve bir şekilde hayatını geri toparlamaya çalışır. Kitabı okurken yazarın aslında kendini anlattığı çok barizdi. 

Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi eskimiş havamda bulanıyor olacaktım.”

Çocuklarına kurabiye pişirdikten sonra kafasını fırına sokarak intihar eden bir yazardan derin duyguları, depresyonu ve insanlardan uzaklaşma temasını çok iyi anlatan güzel bir kitaptı.


"Sen fanusun içinde değilsin, fanus senin kafanın içinde."