Biraz depresif olduğum bir dönemdeyken okuduğum bir kitap oldu. Hatta her şeyden o kadar bıkmıştım ki haftalardır kitap bile okumuyordum, bir kitabı bitirmeye sabrım yetmiyordu. Bu kitabı da hakkında hiçbir bilgim olmadan kütüphanemden öylesine alıp okumaya başladım. Açıkçası iyi mi ettim kötü mü ettim tam emin değilim.
”Sanırım iyi bir şiir insanların yüz tanesinin toplamından çok daha uzun yaşar.”
Aslında kitapta bir parça o zamanlardaki kendimi de bulduğumdan bir nebze iyi geldi diyebiliriz. İçim daralıyor ben de kendimi aynı ana karakterimiz Esther Greenwood gibi sırça bir fanusun içinde kapana kısılmış hissediyordum. Hayatıyla ne yapacağını bilemedikten ve kariyer planları arasında boğulurken yemek yiyemez ve uyku uyuyamaz hale gelir Esther ve böylece ardı arkası kesilmeyen psikiyatri klinikleri ve intihar girişimleri başlar. Esther kitabın sonunda kadar tedavi görür ve bir şekilde hayatını geri toparlamaya çalışır. Kitabı okurken yazarın aslında kendini anlattığı çok barizdi.
”Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi eskimiş havamda bulanıyor olacaktım.”
Çocuklarına kurabiye pişirdikten sonra kafasını fırına sokarak intihar eden bir yazardan derin duyguları, depresyonu ve insanlardan uzaklaşma temasını çok iyi anlatan güzel bir kitaptı.
"Sen fanusun içinde değilsin, fanus senin kafanın içinde."


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder